Oyunla... (Nasıl Başlanır Bilememek)
Yine her zamanki gibi nereden başlasam bilemiyorum. Genelde aklımda söylenecek çok şey varsa böyle oluyor. Daha ilk yazıdan dağılmamam lazım böylece siz okuyanları da sıkmamış olurum. Bu arada okuduğunuz için teşekkürler şimdiden, umarım takip edebileceğiniz bir içerik oluşturabilirim. Siz demişken "blog" tamamen oyunculara adanmış gibi görünüyor olabilir, ama aslında "blog"un başlığının "Oyuncunun Günlüğü" olması bu zamana kadar yaptığım en büyük bilgi birikimimin bu yönde olmasıyla alakalı. Yoksa sıfır sosyallikle kendini oyunlara adamış bir adam değilim, ama ne yalan söyleyeyim çok seviyorum kendilerini. Bunu neden söylüyorum? Çünkü -umarım yayın tarihlerini bir düzene oturtabileceğim- yazılarımda oyunsever bir insanın hayatındaki diğer aktivitelerden de bahsedeceğim. Tabii bunların içinde kültürel olanlar başta geliyor. İzlediğim filmler, hoşuma giden şarkılar, okuduğum kitaplar, daha da ileri gidersek yediğim yemekler gibi konulara da gireceğiz arada sırada. Genellikle de eski-yeni bütün oyunlar hakkında görüşlerimi yazacağım. Özellikle kenarda köşede kalmış ya da eski ve unutulmuş oyunları oldukları yerden çıkarıp bilmeyenlerinize göstermekten veyahut hastası olanlarınızla yad etmekten büyük keyif alacağım.
Bu -muhtemelen- çarpık "Hoşgeldiniz" yazısından sonra bugünlerde oynadığım oyunlardan bahsedeceğim bir yazı yazmayı düşünüyorum. Birkaç ay önce yenilediğim bilgisayarımla artık yeni çıkan oyunları da oynayabiliyorum (veheley). Bu yüzden biraz Crysis 2, biraz Dragon Age 2 gideceğiz gibi duruyor. Şimdilik kalın sağlıcakla.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder