23 Ekim 2011 Pazar

Free2Play Aşkı - I

Son zamanlar "Madem param yok, tonlarca F2P MMORPG var" diyerek bir araştırmaya girişmiştim ve karşıma hatrı sayılır miktarda oynayabileceğim oyun çıktı. Tabii bunların hepsini denemeye ne vaktim ne de midem (kusura bakmayın ama bazıları cidden c/p ötesi) elverdi. Ben de ilk olarak WoW kopyası (World of Warcraft çıktıktan sonra epey oyun bu damga altında yaşamak zorunda kalmış malesef, haksız bir damga da değil hani çoğu zaman) grafikleri, oynanışı, içeriği az çok birbirine benzer oyunları çıkardım. Biraz orjinallik aradım. Ne yalan söyleyeyim Maple Story tarzı anime grafikli oyunlara da biraz meyilim var. Bütün o oyunların arasından Dragonica isminde adını sanını duymadığım bir oyun çıktı karşıma. Belki şu an oynamıyorum sıkıldığımdan ama bırakana kadarki zamanda (Level 24 Monk) iyi vakit geçirdim diyebilirim. Durun hemen oyunun başlığını geçelim sonra anlatayım biraz nedir, ne değildir.

Dragonica (7/10)

Vurdu Kırdıyı Sevimlilikle Kapatmaya Çalışmak
Gravity Games (Canaan, Rappelz, Allods Online vs.) tarafından geliştirilip 15 Ekim 2009'da Avrupa'ya açılan oyunumuz bir MMORPG, fakat bir 3D side-scrolling MMORPG. O nasıl oluyor diyenlere 3 boyutlu bir platform oyununun devasa online'la birleştirilmiş hali diyeyim. Genel olarak sağa ve sola gittiğimiz oyunda karşımıza çıkan rahatsız edici düzeyde sevimli ve çizgifilmden fırlamış düşmanlarımızı öldürerek her RPG'de olduğu gibi XP (Experience Point) kazanıyoruz ve level atlıyoruz. Level atladıkça yeni, sevimli (oyundaki diğer her şey gibi) silahlarımız, zırhlarımız, eşyalarımız oluyor. Bu sırada çok silik bir hikaye devam ediyor ama genel olarak "Git 5 koyun kes, etini bana getir" görevleri alıp yerine getiriyoruz. Oyun genel hatlarıyla böyle. Biraz ayrıntıya girmek gerekir sanıyorum ama korkmayın oyun çok basit ve burada Dragonica Wiki kıvamında bir yazı yazmayacağıma göre inebileceğim ayrıntı düzeyi de pek bir kısıtlı.

Sınıflar ve Getirdikleri
Oyunda 4 temel sınıf var ve bunların da sonradan açılan ikişer adet seçenekleri var. Mesela Warrior olmayı seçerseniz level 20'de sizden Knight ya da Gladiator'den birini seçmenizi istiyor oyun. Eğer Knight seçerseniz level 40'ta Paladin, level 60'ta ise Dragoon, eğer Gladiator seçerseniz de level 40'ta Myrmidon, level 60'ta da Berserker oluyorsunuz. Bu olay aynı şekilde diğer sınıflarda da var. Magician >1> Monk>Priest>Cleric >2> Battlemage>Archmage>Chaosmage, Archer >1> Pathfinder>Ranger>Sentinel >2> Arbalist>Grenadier>Bombadier, Thief >1> Jester>Harlequin>Joker >2> Assassin>Ninja>Shadow Walker şeklinde. İsimlendirmeler yanlış gelebilir ama içerikleri gayet normal bir biçimde gelişiyor. Ben level 34'e kadar Magician oynadım ve level 20'de de Monk seçmiştim 'healer' olabilmek için ama bu pek gerçekleşmedi. Sadece kendime can verebiliyordum. Monk'un büyülerini inceledim ve yalnızca bir tane team heal büyüsü bulabildim. Bilemiyorum belki de Priest olunca açılacaktı. Magician hakkında şunu söyleyebilirim, party olmadan kasmaya kalkarsanız işiniz çok zor ve uzun sürecek. Diğer sınıflara nazaran daha güçsüz ve yavaş öldüren bir sınıf olmuş Magician. PvP'ye girdiğimde aynı level farklı sınıf karakterlere karşı bir şansım olmadığını gördüm, sürekli kaçmam gerekti. Bu konuda oyun pek dengeli olamamış, verdiği hasarı artırabilir ya da cast süresini azaltabilirlermiş.

Kızımı Kurtar, Yetmedi Bir De Köpeğini Kurtar-ıver
Oyunda hikaye namına pek bir şey olmadığını söylemiştim. Başlangıçta birkaç video giriyor ve bir hikaye anlatılıyor olsa da beni etkileyemedi ve oyun içindeki görevleri de görünce iyice gereksiz geldi. Olayımız basit; bir kahramanız ve kimin yardıma ihtiyacı varsa onun yardımına koşuyoruz. Bu bazen bir kişi bazen de bütün bir şehir olabiliyor. Senaryo kısmında oyun biraz güdük kalmış yani.
Güzel olan taraf ise WoW'daki 'dungeon'lar gibi burada da Mission Map'ler var ve en az sürede haritadaki bütün düşmanları ve sonra da boss'u öldürmeye çalışıyoruz. Party olarak girildiğinde ciddi yardımlaşma gerektiren görevler bunlar. Gayet de eğlenceliler kanımca.

500 Hit Combo!!! God-Like!!!
Oyunun diğer bir orjinalliği ise XP kazanma katsayısının combo hit sayımızla belirleniyor oluşu. Combo dediysem de öyle Street Fighter türevlerindeki gibi 15 hit'lik bir combo'dan bahsetmiyorum. Çevrenizdekileri sırayla dövmeye devam ederek 1000 hit'lere ulaşana kadar devam edebiliyorsunuz. Bunu yapabilmeniz için rakip havadayken de vurabilmeniz sağlanmış. Bu sayede çoğu zaman karşınızdakini hiç yere indirmeden havada öldürebiliyorsunuz. Bu konuda en iyi gördüğüm sınıf Archer sınıfıydı. Hele ki birden fazla Archer bir araya geldiğinde bir boss'u hiç yere indirmeden, hatta alttan salladıkları oklarıyla ekranın dışına çıkararak alabiliyordu. O kadar ki, bir Magician olarak havadaki düşmana kadar erişemeyip yerde ölmesini bekliyordum.

gPotato ve Sıkıntı
Oyunun en kötü taraflarından biri oyuncuların gPotato denilen oyundaki sanal parayı gerçek para vererek alabilmeleri ve gPotato'ları ile güçlü silahlar ve zırhlar satın alabilmeleriydi. Sadece görsel olarak bir değişim söz konusu olsa belki affedilebilirdi ama bu şekilde oyuncular arasındaki uçurum daha da artmış. Free2Play bir oyunda görmek istemediğimiz ama kaçınılmaz olan hareketler bunlar. Bir diğer kötü yön ise oyunun kendini sürekli tekrar etmesiydi. Bütün görevler neredeyse birbirinin tıpatıp aynısı. "10 tane şundan kes", "15 tane şundan getir", "Git şu boss'u indir" gibi görevler bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor. Yalnızca ortamların orjinalliğine bakmaya başlıyorsunuz. İşte oyun bu noktada oyuncuyu uzaklaştırıyor ve yavaş yavaş benim de ulaştığım bu noktaya kadar getiriyor. Ama mesela ben şu an oyunu hiç açmak istemememe rağmen oynadığım süre için hiç bir zaman boşuna harcanan vakit demedim, tavsiye ediyorum eğer anime grafikli ve hafif eğlenceli bir side-scrolling MMORPG'de diğer insanlarla birlikte savaşmak istiyorsanız. (İsteyen olursa Monk'umu uygun bir fiyata satın alabilir. Ya da kim olduğunuza bağlı olarak bedavaya :P)

Oyunun resmi Avrupa sitesi: Dragonica EU

20 Mart 2011 Pazar

Inndie - I

Ara sıra denk geldikçe oynuyorduk ama son zamanlarda çıkan ve Markus Persson'ın 2009 yılından beri geliştirmekte olduğunu bildiğimiz Minecraft gözlerimi biraz da serbest yapım (indie) oyunlar üzerine çevirmemi sağladı. Çok sayıda bulunan oyun listelerini taradım sıkılmadan. Ağırlık genellikle 2D platform oyunları üzerinde. Yalnız hepsinin orijinal ya da sıkılmadan oynayabileceğiniz oyunlar olduğunu söyleyemem. Bu yüzden aralarından (şimdilik) birkaçını seçtim. Bence bir deneyin derim. Ne indirilmesi, ne de kurulması zaman alıyor zaten bu oyunların. Adını andığım Minecraft'tan da burada bahsetmek isterdim ama şimdilik oyuna tam erişim sağlayamadım. Fiyatı €14.95 olmuş. Alsam mı almasam mı bilmiyorum. Belki oyun gerçekten çıktığında alırım, şu anki haliyle o parayı hakedemiyor gibi.

Dubloon
Eğer '98 yılında çıkmış olan Pokémon macera/ryo oyunlarını seviyorsanız, Dubloon size biraz tanıdık gelecek. Açıkçası ben biraz nostalji yaşadım. Böyle dememe de bakmayın, oyun tamamen farklı bir oyun. Yalnızca grafikler ve oynanışı açısından çok benzeşiyor. Çok hoşuma gittiği için daha bitirmeden hakkında yazayım dedim. Oyunda maceracı bir adamın kayığıyla donanma gemisine çıkıp korsanlık yapmaya kalkması, sonunda da büyük bir hazine sandığı bulup bunu kaybetmesi ve yollara düşmesi konu ediliyor. Korsanız yani oyunda. Yanımıza yoldaş karakterler veriliyor zamanla. Herkesin arayıp bulamadığı hazine olarak sözü edilen hazineyi bulmaya çalışıyoruz. Savaşlarda sistem Final Fantasy 8- oyunlarındakiyle aynı. Belli bir süre bekleyip sıra tabanlı olarak birbirimize saldırıyoruz. Sıramızın gelmesini hızlandırabilmek için SpdUp gibi büyüler kullanabilmemiz mümkün.

Oyunun farklı sayılabilecek özelliklerini şöyle sıralayabilirim:

- Diğer RYO'larda olduğu gibi bu oyunda da HP'miz yani can seviyemiz var. Fakat bizim bildiğimiz MP yani büyü gücü seviyesi yerine AL konulmuş. Bunun açılımı ise Alcohol Level, yani büyü yapabilme gücümüz vücudumuzdaki alkol seviyesiyle belirleniyor. Bu da korsan olmanın bir getirisi sanırım. AL'mizi artırabilmek içinse esnaftan aldığımız çeşitli alkollü içeceklerden içmemiz gerekiyor.

- Oyunda üzerimize alabildiğimiz eşya sayısı 1'le sınırlandırılmış. Yani kalkan ve kılıcı bile aynı anda elimize alamıyoruz. Bu durumda +5 STR mi yoksa +5 DEF mi daha iyi seçmemiz gerekiyor. Hatta yüzük taksak bile o yüzükten başka bir şey kullanamıyoruz. Ben mi çözemedim yoksa diye çok araştırdım ama malesef bu böyle. O yüzden üzerimize ne giydiğimize iyi karar vermemiz gerekiyor.

Oyunu indirebileceğiniz adres: Dubloon

Sp.A.I
Oyunda (android olması muhtemel) bir kadını yönetiyoruz. Amacımız program kırmak. Dijital bir ortamda çeşitli bulmacaları çözerek dosyaya ulaşmaya, alıp decoder benzeri bir yazılımla kırmaya ve 'gate' adı verilen geçitlerden geçmeye çalışıyoruz. Geçitlerin ötesinde de genelde belli bir platformlar dizisini atlaya zıplaya geçebilmemiz gerekiyor. Sonunda 'core'a ulaşıyor ve görevimizi bitiriyoruz. Fakat oyun aslında bu kadar sakin geçmiyor. Çünkü dosyaya dokunduğumuz anda bölgede bulunan güvenlik robotları peşimize düşüyorlar. Duvarların arkasına saklanarak, ateşe ateşle karşılık vererek bir şekilde hedefimize ulaşmamız gerekiyor. Oyunun grafikleri bence çok güzel görünüyor. Biraz TRON havası var gibi. Sınırları neonlarla çizilmiş dijital bir dünya diyelim. Tek sorun bazen kamera açıları sorun yaratabiliyor. Özellikle lazerlerin arasından geçerken kamera açılarına alışabilmek zaman alır gibime geliyor.

Oyunu indirebileceğiniz adres: Sp.A.I

19 Mart 2011 Cumartesi

2007 ve Sonrasında (Olup) Bitenler - II

Ne kadar güzel bir şeyler yazmayı istesem de aklıma ilk gelen oyundan başlayacağım ve şansıma o da beni tatmin edemeyenlerden biri. Bir sonrakine artık. Bu arada geçen yazdığım Grand Theft Auto IV yazısında aklıma geleni yazmıştım, sonra okuyunca biraz karışık geldi. Bu yazıda biraz daha böleyim yazıyı grafik, atmosfer, hikaye gibi kısımlara dedim. Umarım daha iyi ve okunabilir bir yazı olur.

Alone in the Dark (6/10)

Karanlıkta Yalnız, Yalnız Karanlıkta
Daha bu 2008 yapımı korku/aksiyon oyununun hiç bir tarafını üzmeden önce, bu oyunu bitiremediğimi söyleyeyim. Açıkçası ilgimi o kadar çekemedi ki bir süre sonra oyunun masaüstündeki kısayoluna bakarken çok zamandır görüşülmeyen bir arkadaşla yolda karşılaşmışım ve zorunlu bir "Merhaba, naber?" diyaloğuna girmişim gibi hissetmeye başladım. İlk zamanlar haftada bir açtığım oyunu hiç açmamaya başladım. Bir süre acı çekti oyunun bilgisayarımdaki varlığı. Daha sonra soğuduğum diğer tüm oyunlarda olduğu gibi "Yer kaplamasın daha fazla" diyerek silmek zorunda kaldım. İnternetten araştırdığım kadarıyla oyun hakkındaki görüşler genelde ya "Oynanabilir, fena değil" ya da "Olmamış, o kadar uğraş boşa gitmiş" şeklinde. Benimki ikinci görüşlerden biri olacak biraz. Üzgünüm Atari, karanlıkta ürkülerek değil, aile ortamında meyve yiyerek oynanacak oyun yapmışsın.

Korkuyorum Edward
Oyunun grafiklerinden başlayalım değerlendirmeye. Üzerimize salınıveren sözde korkunç canavarlar hiç de beklendiği gibi korkunç olmamış. Yalnızca ilk uyandığımız sahnesiyle (şu bulanıklığı gidermek için gözlerimizi kırpmamız gereken) yakaladı beni. Daha sonra beliren yaratıklar gerek sinematiklerde kendilerine verilen sürelerde bize uzun uzun izletildiği için gerekse gerçekten korkunç olmadıkları için öylesine öldürdüğüm şeylerdi. Hiçbirinden tırsmadım yani. Ama amaçları bunu başarmaktı sanırım değil mi? Nerede Silent Hill serisi "Pyramid Head"i ve onun o gizemli, yenilemez korkusu, nerede bu kusura bakmasınlar ama 'dandik' düşmanlar.

Düşmanlarımızın modellemeleri yanında mekanlarınkiler de yeterince ayrıntılı olamamış. Ve sanırım grafiklerde bir uyumsuzluk sorunu var. Daha önce Spider-Man: Web of Shadows oyununda olduğu gibi nice oyunları en yüksek ayarlarda oynadığım bilgisayarım Alone in the Dark'ta da kasılıp durdu. En düşük ayarlarda bile ara sıra takıldı oyun. Central Park gibi güzel bir mekanda geçen oyun ve harcanan onca emek eğer böyle bir hata gerçekten varsa çöpe atılmış diyebilirim.

FPS mi TPS mi?
Oynanabilirlik konusunda oyunda güzel düşünülmüş fakat bize çok da kolaylık sağlamayan bazı oyuna özgü özellikler var. Bunların ilki normalde üçüncül kişi kamerasından (Third-Person) oynanan oyunun istenildiği takdirde birincil kişi kamerasına (First-Person) döndürülebilmesi. Ama bunun karışıklık yaratmaktan başka sağladığı bir şey yok. Bence birincil kişi kamerasını oyuna gözümüzü kapadığımızda düşmanları görebildiğimiz için koymuşlar ama oyunun kamera takibi o kadar kötü ki bu zaman zaman birincil kişi kamerasına muhtaç bırakıyor. Bunun dışında bir de üzerimize ve ceketimizin ceplerine bakarak ulaşabildiğimiz inventory sistemi var. Güzel düşünülmüş olsa da kontrollerini anlamak zaman alıyor ve oyunun akışını çok duraklatıyor. Aynı şekilde gözlerimizi kapadığımızda düşmanları görebilme yeteneğimiz de aksiyonun içinde birincil kişi kamerasına geçilmesi ve gözlerin kapanması gerektiği için fos bir artı olarak kalmış. Kullanmaya erinmemek elde değil.

Previously on Alone in the Dark
Oyunun tek hoşuma giden tarafı hikayesini anlatabiliyor oluşu. Başlamadan önce giren ve geçtiğimiz bölümlerde neler olduğunu özet geçen "Previously on..." kısımları, oyun içi sinematikler ve cep telefonumuz bu artısını destekleyici öğeler. Yalnız biraz Amerikan filmi havası var diyaloglarda bu biraz sıkıyor. Çok orijinal bir hikaye sunulduğunu söyleyemem. Kahramanımız Edward'ın amnezi hastalığı var ve oyun başladığında neredeyse konuşmayı unutacak halde. Ne kim olduğunu biliyor ne nerede olduğunu. Başlangıçta hayatta kalmaya çalışırken daha sonraları dünyayı kurtarmaya doğru uzanıyor hikaye. Dede Paddington bize verdiği taşın son sahibinin biz olduğunu fakat şimdi kötü ellere düştüğünden her yanı kötü güçlerin sarmaladığını (oyunun ilk kısımlarında bu kötü güçlerin Central Park ve çevresine neler yaptığını görebilirsiniz) ışığın yolundan gidip milleti kurtarmamız gerektiğini söylüyor. Yanımıza da daha aksiyonun ilk başladığı zamanlarda Sarah veriliyor. Hikaye bu şekilde sürüp gidiyor. Klişe iyi-kötü kavgasının Alone in the Dark versiyonu yani. Film/dizi havası yakalanmaya çalışılmış ama konu yetersiz kalmış kanımca.

Yani...
Zaten çok heyecanla başlamadığım bir oyundu Alone in the Dark çünkü eski oyunları kadar olamayacağını adım gibi biliyordum. Oradan buradan birkaç benzer somut fikir duyunca ve sonrasında kendim de deneyince gerçekten de olamadığı kanısına vardım. Fazlasıyla emek harcandığı belli ama olmayınca olmuyor n'apalım. Üzgünüm Edward, üzgünüm Atari (Fahrenheit) ama size puanım 6. Edward bu arada yüzün şoolmuş abi. Dön bakıyım...

16 Mart 2011 Çarşamba

Oyun Geliştirelim

Hmm.. İlk tam olarak ne zaman heveslendim "Oyun yapıcam!" diye hatırlamaya çalışayım. Ortaokuldan beri masaüstü oynanabilecek kutu oyunu ya da Flash oyunu yapmayı istiyordum ama galiba ilk somut adım 2005 yılında lisedeykendi. Daha yeni AGS'yi (Adventure Game Studio) ve beraberinde bu program kullanılarak yapılan macera oyunlarını keşfetmiştim. O zaman programın eski versiyonu vardı, kullanımı daha basit bir arayüzü vardı. Küçük bir macera oyunu yapmıştım, gizli bir anahtar bulup oyunu bitiren kapıyı açıyordunuz. (Daha sonra AGS hakkında da bir şeyler yazmak isterim, fena program değildir.) Yeni sürümünü deneyeyim dedim geçen yıllarda, bir yerde tıkanıp kaldım; programın kendine özgü bir programlama dili vardı, çok basit bir dil de olsa vardı işte. Programlama bilgim zayıf olduğundan orada kursağımda kalan hevesim ve ben başbaşaydık. Birkaç yıl oyun geliştirme konusuna uzak durduktan sonra bir memleket ziyareti sırasında en sevdiğim kitapçıda şu an kitaplığımda halen var olan Uğur Gelişken'in "10 Adımda Flash Oyun Programlama" kitabını buldum. Bilmiyorum belki bu şekilde başka birçok kitap vardır, belki de şansıma ilk seferde güzel bir kitap bulabilmişimdir ama bana çok yararı dokunan bir kitap oldu. Biraz kitabın içeriğinden ve bana yarayan taraflarından bahsedeyim.

10 Adımda Flash Oyun Programlama
Öncelikle kimse 10 adımda oyun yapabilmeyi falan beklemesin. Tabii ki kitabın içindeki kodları aynen programa geçirdiğinizde kitapta bahsedildiği gibi basit ama oynanabilen bir oyun elde edeceksiniz. Fakat yaptığınız oyunun nasıl çalıştığı hakkında bir fikriniz olabilmesi için programlamada belli bir geçmişiniz olması gerekiyor. Sonuçta amacımız başka bir oyunu kopya etmek değil, kendi özgün oyunumuzu geliştirmek. Yıllarca uğraşmış olmasa da kod diline az çok aşina olan birine verebileceği çok şey var kitabın. Oyunların işleyişindeki bazı mekanizmaları anlayabilmenizi sağlıyor.

Benim Flash Hikayem
Ortaokuldan beri Flash programıyla içli dışlı olduğum için ve geliştiricilerinin sürüm geçişlerinde köklü bir geliştirme yapmamaları sayesinde programın animasyon ve çizim kısmına zaten hakimdim. Flash'ın programlama dili AS'i (ActionScript) sadece basit komutlarıyla biliyordum. Bunlar da zaten animasyon için gerekli olan 'Play' 'Stop' 'onClick' gibisinden komutlardı. Hep bu konudaki bilgimi ilerletmek ve yaratıcılığımı oyun yolunda kullanmak istemiştim. Hatta bu kitaptan önce elimde Flash 5 ActionScript diye başka bir kitap vardı. Ama PHP ve C++ gibi dillerin kitapları -benim üzerimde- işe yaramadığı gibi AS'i de kitaptan öğrenememiştim. Yalnız en fazla üzerine eğildiğim PHP sayesinde kod okumayı az çok sökmüştüm. Zaten kitabı okumaya başladığımda kafamda ampullerin yanmasını sağlayan da oradan kalma birikimlerim oldu.

Örnek Verecek Olursak...
Programlama işleriyle zaten uğraşan muhtemelen mühendislik bölümünde okuyan arkadaşlar gülebilirler belki ama bu işle daha yeni haşır neşir olmaya başlamış arkadaşlara kod kullanmadan çok basit bir örnek vermek istiyorum. Kitaptaki ilk oyun örneğinde yazıldığı gibi diyelim ki kuş bakışı görünen bir karakter çizdiniz. Bunu nasıl yürüteceksiniz?
1. Öncelikle karakterin sembolünün içine basit bir yürüme animasyonu yerleştiriyoruz. Animasyonun sürekli oynamaması yani karakterin sürekli yerinde yürümemesi için koda hiçbir yön tuşuna basılmadığı halde bu sembolün durmasını söylüyoruz. Yani karakterimiz klavyeye dokunmadığınız sürece hareketsiz bir şekilde duruyor.
2. Daha sonra mesela sol yön tuşuna komut veriyoruz. Diyoruz ki diğer tuşlar (yukarı, aşağı, sağ) değil de sol tuşa basıldığı halde sembol 270 derece dönsün. Neden 270 derece? Çünkü karakterin başlangıçta yukarıya doğru baktığını düşünüyoruz ve sola bakabilmesi için onu saat yönünde 270 derece döndürüyoruz.
3. Daha sonra aynı komutun altına karakter sembolünün animasyonunun oynaması komutunu veriyoruz. Şimdi karakterimiz sola döndü ve hareket ediyor fakat yerinden kıpırdayabilmesi için biraz ivmeye ihtiyacı var.
4. Bunu da farklı bir kodla sol tuşun basılması halinde karakter sembolünün -x (-x, -y, +x, +y) koordinatında belirlediğimiz piksel hızında hareket etmesini söyleyerek sağlıyoruz. Ve sonunda sol tuşa bastığımızda ekranın soluna doğru yürüyen bir karakterimiz oluyor. Bence basit de olsa oyundaki sembolleri hareket ettirebilmek için geliştirilebilir temel bir kod.

İşte kitap bu şekil örneklerle dolu oynanabilir 4 basit oyun sunuyor. Geri kalanında ise Flash'la ilgili temel bilgiler var. Bunlar dışında oyunun sunumu için MDM Zinc 3.0 kullanımı ve genel olarak oyunlarla ilgili bilgiler de mevcut. Yanında da bahsettiğim 4 oyunun içinde ".fla" dosyalarının bulunduğu bir DVD var. Ben aldığımda fiyatı 24 TL idi ama şimdi ne kadardır bilemiyorum. Kesinlikle alınması gerekiyor diyemem yalnız emin olun adı kadar kötü bir kitap değil, birçok konuda aydınlanmamı sağladı diyebilirim.

Kitabın idefix Sayfası: 10 Adımda Flash Oyun Programlama

Canımın Çektikleri - I

The Art of God of War III
Daha biraz önce CGSociety'den haber aldığım kadarıyla zamanında ateş pahasına aldığım Exotique ciltlerinin ilkinin de yayıncısı olan Ballistic Publishing o güzel ciltli kuşe kağıtlı kitaplarının yenisine God of War III'ü konu etmiş. Bir anda ağzımın sularını akıttı kitap. Yalnız elimizde tutabilmek için kitabı en az bir 100TL ödememiz gerekiyor. Kitabın önizlemesinden şöyle bir baktım. İçinde tüm karakterlerin, canavarların, silahların 3 boyutlu modelleri, objelerin, ortamların "artwork"leri var, ayrıca oyunla ilgili birkaç "storyboard" da bulunuyor. Bunun dışında sanırım yapımcı ve tasarımcıların oyun hakkında söyledikleri şeyler var. Geri kalanı ise mükemmel God of War III görselleri... Tasarımla da ilgilenen bir insan evladı olarak diyorum ki "Koymayın böyle şeyleri gözümün önüne kardeşim!"

Ballistic Publishing ilgili sayfası: The Art of God of War III